SAYFAYI YAZDIR

                                          ÖĞRETMENLİK MESLEĞİ
       1930-40 ve hatta 1950’li yıllar, öğretmenlik mesleğinin prestijinin en üstte olduğu dönemler olduğu bilinir. Mühendislik alanlarındaki gelişme nedeniyle, özellikle 1960’lı yıllardan sonra  gençlerin ilgisi bu alana doğru kaymaya başlamış, tıp ve mühendislik dalları gözde meslek durumuna yükselmiştir. Gerek bu gelişmeler gerekse öğretmen okullarının 1974’de kapanması nedeniyle özellikle 1970 ve 80’li yıllar, öğretmenlik mesleğinin tercih açısından dibe vurduğu dönem olmuştur.

1990’lı yılların ortalarından başlayarak, alınan bazı özendirici önlemler ve öteki alanlarda iş alanlarındaki olanaksızlıklar nedeniyle  öğretmenlik  yeniden  gençlerin dikkatini çekmeye başlamıştır. Son 5 yılda ise  bu mesleğe, dikkate değer bir yönelme olduğu dikkati çekmektedir. İşte bu tespitle ilgili bazı somut veriler:
Son üç yılın ÖSS verileri, 2 milyona yaklaşan üniversite adayının yarıya yakınının öğretmenlik programlarını tercih ettiklerini gösteriyor. Buna karşılık  adayların yalnız %3’ünün bu programlara yerleştirilmekte, dahası, yerleştirilenlerin %57’sinin bu programları ilk 5 tercihinde yer vermekte. Kamuoyuna da yansıyan bir araştırmaya göre* öğretmenlik, öğrencilerin kazanmayı hedeflediği tüm  meslek alanları arasında  ilk sırayı alıyor.
Bunun bir sonucu olarak bu gün büyük kentlerdeki üniversitelerde bazı öğretmenlik programlarının taban puanları, bazı üniversitelerin mühendislik hatta tıp fakültelerinin de üzerine çıkmış durumda. İşte bazı örnekler: 2004 üniversite yerleşme verilerine göre:

Sayısal puan türünde: 
Hacettepe Üniversitesi İlköğretim Matematik öğretmenliğinin taban puanı,  352.916, iken aynı üniversitenin Elektrik-Elektronik Mühendisliğininki 348.897, Kırıkkale Tıp Fakültesininki, 331.770
Eşit ağırlıklı puan türünde:
Gazi üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışma programının taban puanı 328.301 iken, Kocaeli Hukuk için taban puan 323.354, Osmangazi İşletme için 303.193
Bu örnekleri çoğaltmak mümkün.

Akla hemen şu soru geliyor: Öğretmenlik programları neden tercih ediliyor? Gençler, mesleğin erdemini mi keşfetti? Yoksa konu, gençlerin  iş güvencesi beklentisi ile mi ilişkili? Bugün işsizlik, gençlerin korkulu rüyası haline geldi. Birçok fakülte ve bölüm mezunlarının işsiz kalması, üniversite adayı öğrencilerin dikkatini çektiği için, gençler meslek seçiminde “önce iş” anlayışından hareket ediyor. Yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen, öğretmenlik mesleği halen saygınlığını korumakla birlikte tercihteki asıl nedenin, iş güvencesi beklenti ile ilişkili olduğu yönünde.

Peki öğretmenlik mesleğinde iş güvencesi var mı? Bu sorunun yanıtı için Milli Eğitim Bakanlığının verilerine bakmak gerekir.

 MEB, 2004 ikinci atama dönemi rakamlarına göre, 2004’de KPSS’ye giren 42.010 adayın sadece 210’unun ataması yapıldı. Bu, her 1000 öğretmen adayından yalnız  5’inin atanması demektir. Branşlara göre bu sayılar şöyle: Fizik: başvuran 8.401 adaydan sadece 35’i atandı. Bu sayılar Kimya için 8.387’ye 30, Biyoloji için 9.260’ye 35, Tarih için 8.773’e 35. 2005 yılı başında öğretmenlik için bekleyenlerin sayısı 176.000. 2005-2.atama döneminde atanacakların sayısı 10.509.

Tüm bu veriler şunu göstermektedir. Başta ortaöğretim branş öğretmenliği programları olmak üzere, öğretmenlik programlarının büyük bir bölümünü  bitiren öğretmen adaylarının atanma şansı yok denecek kadar az. Acaba üniversite adayı öğrenciler bu gerçeğin bilincinde mi? Okullar ve dershaneler, adayları bu anlamda bilgilendirmekte midirler?

Bugün hep öğretmenlerimizin niteliklerini eleştiririz. Geçmişteki öğretmen yetiştirme modellerinin daha başarılı olduğunu söyleriz. Ancak geçmişteki ve bugünkü öğretmen yetiştirme modelleri karşılaştırıldığında şu nokta hep gözden kaçar: Geçmişteki modellerin başarılı olmasının bir nedeni de, bugünkü askeri okullarda olduğu gibi, adayların mezuniyet sonrasında atanma güvencelerinin olması ile ilişkilidir. Görüldüğü gibi, branş öğretmenliği dallarında adayların atanma şansları binde 3-5’ler civarındadır. Bu gerçeğin, öğretmen  eğitimine yansıması elbette olumsuzluğa neden olacaktır. Ve öyle de olmaktadır.

Ne  Yapılmalı?
Öğretmen, eğitimin en önemli unsurudur. Dün böyleydi, bugün de böyledir, yarın da öyle olacaktır. Dolayısıyla, öğretmenin ihmali eğitimin de ihmali demektir. Mesleğe yönlendirmede yapılan planlama hatası bugün öğretmen yetiştirmenin en zayıf halkasını oluşturmaktadır. Bunu aşmanın iki önemli adımı bulunmaktadır:

Öğretmen yetiştiren programlar, ülkenin öğretmen ihtiyacına göre yeniden yapılandırılmalıdır. 

Milli Eğitim Bakanlığı her yıl, önümüzdeki 5-10 yıllık zaman dilimlerinde, hangi alanda kaç öğretmene ihtiyaç olacağını kamuoyuna duyurmalıdır.

Kolayca yerine getirilebilecek bu iki basit önlem, gençlerin sonuçsuz kalacak bir umuda sürüklemesini önleyecek, öğretmenlik mesleğinde niteliğin artmasına katkı sağlayacaktır.